
Seboreik dermatit, yağ bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde —saçlı deri, yüz ve gövde üst kısmı— skuamlı, eritemli plaklar ve kepeklenmeyle seyreden kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Genel popülasyonun yaklaşık %1-5’ini etkileyen bu tablo, bebeklik döneminde “beşik kepesi” olarak başlayabilir; yetişkinlerde ise genellikle ergenlikte ortaya çıkarak alevlenme ve düzelme dönemleriyle yaşam boyu devam eder. Mevsim geçişleri, stres ve uyku bozuklukları hastalığı belirgin biçimde kötüleştirebilmektedir.
Patogenez ve Tetikleyici Faktörler
Seboreik dermatit etiyolojisinde üç temel faktörün etkileşimi belirleyici rol oynar: Malassezia mayaları, sebaseöz bez aktivitesi ve konak immün yanıtı. Malassezia globosa ve M. restricta türleri, deri yüzeyindeki trigliseritleri serbest yağ asitlerine parçalayan lipazlar salgılayarak doku hasarını başlatır. Serbest yağ asitleri stratum korneumu bozarak inflamatuvar sitokin salınımını uyarır; bu süreçte IL-1β, TNF-α ve IL-6 gibi proinflamatuvar mediatörler ön plana çıkar. Nörolojik hastalıklar (özellikle Parkinson hastalığı), immün yetmezlik durumları (HIV enfeksiyonu), aşırı alkol tüketimi ve B vitamini eksikliği ise hastalık şiddetini artıran ikincil faktörler arasında sayılmaktadır.
Klinik Görünüm ve Yerleşim Bölgeleri
Hastalık en sık saçlı deride ince veya yapışkan, sarımsı-beyaz skuamlarla kendini gösterir. Yüzde nazolabyal kıvrımlar, kaşlar, burun kenarları, kulak arkası ve alın-saç sınırı tipik tutulum bölgeleridir. Gövdede ise özellikle presternal ve interskapüler alanlarda simetrik, yuvarlak-oval eritemli odaklar izlenir. Göz kapağı kenarlarında blefarit şeklinde görülmesi de bu hastalıkta sık rastlanan bir durumdur. Bebeklik döneminde saçlı deride belirgin sarı-kahverengi skuamlardan oluşan beşik kepesi formu, ilk birkaç ay içinde spontan gerileme eğilimi taşır.
Seboreik dermatit tedavisinde hedef tam kür değil, uzun süreli kontrol ve alevlenme sıklığının azaltılmasıdır.
Klinik tanı genellikle fizik muayeneyle konulur; nadir olgularda ise sedef hastalığı, atopik dermatit veya tinea kapitis ile ayrıcı tanı yapmak amacıyla dermoskopi ya da biyopsi gerekebilir. Dermoskopide “arborizing” damarlanma ve sarı skuamlar tanısal ipucu sağlar.
Tedavi Seçenekleri
Tedavinin temelini antimikotik ajanlar oluşturur. Ketokonazol, siklopiroks olamın ve çinko pirition içeren şampuanlar ve kremler, aktif dönemde günlük, kontrol sağlandıktan sonra haftada iki kez idame tedavisi olarak kullanılır. Orta-ağır inflamasyonun eşlik ettiği olgularda düşük-orta potanslı topikal kortikosteroidler kısa süreli olarak kombinasyona eklenir. Kalsinörin inhibitörleri (takrolimus, pimekrolimus) özellikle yüz bölgesinde kortikosteroid kullanımının sakıncalı olduğu durumlarda uzun vadeli seçenek olarak öne çıkmaktadır. Dirençli olgularda oral itrakonazol veya düşük doz sistemik kortikosteroid dönemsel olarak uygulanabilir. Çinko pirityon, kömür katranı ve selenyum sülfit içeren preparatlar da kepek kontrolünde klinik etkinlik kanıtlamış seçenekler arasındadır.

